17 Kasım 2014 Pazartesi

İlaç Şirketlerine Özel Dönem Sonu Envanter İşlemleri

İlaç Şirketlerine Özel Dönem Sonu Envanter İşlemleri
Vadeli çekler için reeskont hesaplanması artık mümkün
3167 sayılı Kanunda yapılan bir düzenlemeyle 28.02.2009 tarihinden 31.12.2009'a kadar uygulanmak üzere, çekin üzerinde yazılı keşide tarihinden önce ödenmek için muhatap bankaya ibrazının geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Bu düzenleme 5941 sayılı Kanunla 31.12.2011 tarihine, sonra da 6273 sayılı Kanunla 31.12.2017 tarihine kadar geçerli hâle getirilmiştir.
Böylece kısa bir dönem için geçici mahiyette ihdas edilen kural, bilahare yapılan iki düzenleme ile 31.12.2017 tarihine kadar geçerli hâle getirilmiştir.
Bu düzenlemeyle birlikte 30 Nisan 2013 tarih VUK-64/2013-9/ Vadeli Çeklerde Reeskont Uygulaması-2 numaralı sirkülerle Bakanlık vadeli çekler değerleme gününde vadesi gelmemiş senede bağlı alacak ve borçlar için uygulanması öngörülen reeskont uygulamasından yararlanması mümkün hale getirilmiştir.
Bu çerçevede VUK'nun 281 ve 285'inci maddeleri kapsamında, vadeli alınan ve verilen çekler reeskonta tabi tutulmak üzere değerleme günün kıymetine getirilebilmektedir. Çeklerin üzerinde bir faiz oranı olmamasından dolayı T.C. Merkez Bankasının resmi iskonto oranı (bu oran avans işlemlerinde uygulanacak olan %11.75'tir) kullanılarak hesaplama yapılabilecektir. Reeskont hesaplama formülü aşağıdaki gibidir;
 
Reeskont Tutarı =Çek Tutarı x Faiz Oranı x Vade
360
 
Reeskont hesaplanması mükellefin tercihine bırakılmıştır, ancak hesaplanmasına karar verilirse tüm alınan ve verilen çekler için hesaplama yapılmalıdır. Bilançoda vadeli verilen çekler de varsa sadece alınan vadeli çekler için reeskont hesaplanamaz.
Tahsili şüpheli hale gelen alacaklar için karşılık ayrılması
Dönem sonu itibariyle tahsilatında zorluk yaşanan ticari alacaklar için eğer hukuki bir takip başlatılmışsa ya da dönem sonuna kadar başlatılacaksa aşağıdaki düzenlemeye göre karşılık ayrılmak suretiyle bu alacaklar matrahtan indirilebilir gider olarak dikkate alınabilecektir.
VUK' nun 323'üncü maddesine göre, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;
1- Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,
2- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar
şüpheli alacak sayılır.
Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir. Anlaşılacağı üzere böyle bir karşılık ayırıp gider yazılması kanuni bir zorunluluk değil mükellefin tercihine bırakılmıştır.
Ancak ayrılmasına karar verilirse bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara isabet eden tutar için dikkate alınır.
Bir alacak menkul rehni veya gayrimenkul ipoteği şeklinde ayni bir teminata bağlanmış ise bu alacak için karşılık ayrılması mümkün değildir. Ayrıca kefalete bağlı alacaklarda teminatlı alacak olarak kabul görmektedir. Karşılık ayrılacak alacak kısmen teminatlı ise, alacağın teminatsız kısmına karşılık ayrılması gerekir. Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir.
Bu çerçevede alıcılardan tahsilatlarda bir zorluk yaşanıyorsa, vadesinde tahsilat yapılamıyorsa, bu alacaklar için hukuki sürecin başlatılmak suretiyle yukarıda belirtilen esaslar çerçevesinde karşılık ayrılmak suretiyle gider kaydedilebilmektedir. Avukatlarınızdan 2014 yılı içinde dava icra safhasına gelmiş alacak takibi olup olmadığının teyit edilmesi bu aşamada çok faydalı olacaktır.
Burada önemle dikkat edilmesi gereken husus alacağın karşılık ayrıldığı yıl mutlaka alacağın dava icra aşamasına geldiği yıl olmasıdır. Dönem atlaması halinde ileriki yıllarda bu karşılığın gider yazılması mümkün olmayacaktır.
Değersiz Alacakların tespit edilmesi
VUK'nun 322'inci maddesine göre kazaî bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacaktır.
Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle yani muhasebe kayıtlarında gösterilen değerle zarara geçirilerek yok edilirler.
Kanun maddesinde belirtilen kazaî bir hükümden anlaşılması gereken, alacak hakkında kanun yollarına başvurulmuş, icra takiplerinin yapılmış bu müracaat ve takipler sonunda, alacağın ödenemeyeceği yargıç kararı ile tespit edilmiş olmasıdır.
Borçlunun borcunu ödeyemediğini gösteren aciz vesikası oluşan içtihat çerçevesinde alacağın değersiz hale gelmesine yeterli değildir.
Stok sayımlarının yapılması- Sayım sonucu noksanlık ve fazlalıkların muhasebeleştirilmesi
VUK kapsamında envanter çıkarmak
VUK'nun 186'ncı maddesi gereğince işletmelerin envanter çıkarmaları gereklidir. Kanun maddesinde "envanter çıkarmak" bilanço günündeki mevcutları, alacakları ve borçları saymak, ölçmek, tartmak ve değerlemek suretiyle kesin bir şekilde ve müfredatlı olarak tespit etmek olarak tanımlanmıştır. Mevcutlar, alacaklar ve borçlar işletmeye dahil iktisadi kıymet oldukları ifade edilmiştir.
Yine aynı kanunun 188'inci maddesinde envanterin nasıl çıkaracağı anlatılmıştır. Buna göre; işlerinde geniş ölçüde ve çeşitli mal kullanan büyük müesseseler envanterlerini listeler halinde tanzim edebilecekleri ifade edilmiştir. Bu takdirde envanter listelerinin:
  1. Sayfa üzerinden numaralanarak sıralanması;
  2. Envanterin tanzim tarihine göre tarihlenmesi;
  3. Envanter çıkaran memur ile teşebbüs sahibi veya vekili tarafından imzalanması;
  4. Aynen envanter defteri gibi saklanması;
şarttır.
Yukarıdaki esaslara göre envanter listeleri tanzim eden mükellefler envanter defterine listeler muhteviyatını icmalen kaydederler.
Stok sayımları
Bu düzenleme çerçevesinde yapılan stok sayımları sonucunda eğer varsa ortaya çıkan stok sayım noksanlık ve fazlalıklarının sebepleri araştırılmalıdır. Bu süreç içinde söz konusu farklar ilgili stok sayım noksanlık fazlalık hesaplarında (Tek Düzen Hesap Planı 197/397 hesaplar) takip edilmelidir. Farkların sebebi bulunamıyorsa bu tutarlar ilgili gelir/gider hesaplarıyla ilişkilendirilerek sonuç hesaplarına intikal ettirilmelidir.
Stok sayım fazlalıkları vergilendirilebilecek gelir kaydedilirken, sebebi bilinmeyen noksanlıklar Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (KKEG) olarak dikkate alınacaktır.
KDVK' nun 30'uncu maddesinin (c) ve (d) bentleri kapsamında zayi olan mallara ait KDV tutarlarının indirimine müsaade edilmemiştir. Dolayısıyla, bu stoklarla ilgili alımda yada imalatında yüklenilen KDV tutarının da indirim konusu yapılmayıp noksanlığın tespit edildiği dönem KDV beyannamesinde ilave edilecek KDV satırına yazılmak suretiyle düzeltilmelidir. Bu düzeltilen KDV tutarı da KKEG olarak dikkate alınması gereklidir.
Miadı dolan ilaçların imhası
Miadı dolan, kullanılamaz durumda olan ilaçların ve ham maddeleriyle ambalaj malzemelerinin fiziki imhası sektörün alışılmış, genel kabul görmüş işlemlerinden birisi haline gelmiştir. Bu imha sürecini aşağıda başlıklar halinde sıralayıp, bu bültenimizde detay bilgi verme ihtiyacı duymuyoruz.
- Bilirkişi Raporu- Eczacılık Fakültesi
- Vergi Dairesi Tespit Tutanağı
- Nakliye öncesi Noter Tasdiki/Mühürleme
- İZAYDAŞ/ Teslim Tutanağı
- İZAYDAŞ malların İmha Edildiğine Dair İmha Raporu
- Takdir Komisyonuna Başvuru (VUK267)
- Takdir Komisyonu Kararı (TKK)
Söz konusu süreç sonrasında imha edilen mallar maliyet bedelleri üzerinden gider kaydedilir (şimdiye kadar alınan kararlardan yola çıkarak bu süreç sonucunda alınan takdir komisyonu kararında ilgili ilaçları, hammaddelerin ve ambalaj malzemelerinin değerinin sıfır "0" olarak tespit edildiğini dikkate alıyoruz).
Ancak BMVDB' nın muktezaları çerçevesinde bu giderin TKK alındığı tarih itibariyle matrahtan indirim konusu yapılabileceğini hatırlatmak isteriz. Bu görüşe katılmamakla birlikte ileride bir ihtilaf olmaması açısından İdarenin görüşü yönünde işlem yapılması değerlendirmeye alınmalıdır.
Buna ilaveten fiili imha tarihiyle TKK tarihinin arasında zaman farkı olması halinde ilgili imha edilen mallara ait evvelce indirim konusu yapılan yüklenilen KDV tutarının imha tarihi itibariyle düzeltilmesi gerektiği yine BMVDB'nın özelgelerinde özellikle belirtilmiş olduğunu hatırlatmak isteriz.
Söz konusu düzeltilen KDV tutarı KDVK' nun 58'inci Maddesinin tersi anlamından yola çıkarak (mefhumu muhalifinden), miadı dolan malların imhasının KV ve GVK kapsamında gider olarak dikkate alınmasından dolayı bu düzeltilen KDV tutarının da gider olarak dikkate alınması gereklidir.
Ruhsatlandırma maliyetlerinin aktifleştirilmesi ve amortismanı
Sağlık Bakanlığına başvuruda bulunulan orijinal ilaç ruhsat alımları için katlanılan muhtelif harcamaların süreç içinde yapılmakta olan yatırımlar içinde takip edilmesi ve ruhsat alımından sonra da "Haklar" hesabında aktifleştirilmesi gereklidir. Bu aktifleştirilen Ruhsat harcamalarının 15 yılı içinde amortisman yoluyla itfa edilmesi gereklidir.
İlaç şirketlerinin kendi bünyelerindeki laboratuvarlarda geliştirilen ilaçlar için yapılan tüm araştırma-geliştirme çalışmaları ve ruhsat harcamaları da aynı şekilde aktifleştirilecek ancak bu aktifleştirilen hakların 15 yıl değil 5 yılda amortisman yoluyla gider yazılması gerekecektir.
Tüm bu harcamaların ruhsat aşamasına gelene kadarki sürecinde yapılmakta olan yatırımlar hesabında takip edilmesi ve ortaya bir gayrı maddi hak çıkmasıyla birlikte ilgili haklar hesabına alınarak amortisman ayrılmaya başlanılması önem arz etmektedir.
2013 yılı iade alınabilecek KDV tutarının Kasım 2014 KDV beyanında ilgili satırda beyan edilmesi
KDV Kanunun 29'uncu maddesi gereğince, bir vergilendirme döneminde indirilecek katma değer vergisi toplamı, mükellefin vergiye tâbi işlemleri dolayısıyla hesaplanan katma değer vergisi toplamından fazla olduğu takdirde, aradaki fark sonraki dönemlere devreder ve iade edilmez.
Ancak Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim (ilaç, etkin maddeler ve etkin madde imalatından kullanılan hammaddeler) ve hizmetlerle ilgili olup, teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit edilecek sınırı aşan vergi, bu mükelleflerin aşağıda sayılan borçlarına mahsup edilir;
1- Vergi ve sosyal sigorta prim borçları
2- Genel ve katma bütçeli idareler ile belediyelere olan borçlarına
3- Döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51'i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan işletmeler ile organize sanayi bölgelerinden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına
Yılı içinde mahsuben iade edilemeyen vergi izleyen yıl içinde talep edilmesi şartıyla nakden veya mükellefin yukarıda sayılan borçlarına mahsuben iade edilir.
Kanun maddesi Maliye Bakanlığına bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetki de vermiştir.
Maliye Bakanlığı kanundan gelen bu yetkisini kullanarak KDV iadesinin usul ve esaslarını belirlemiş ve tebliğle ilan etmiştir.
Bu iade detayına girmeden yılı içinde mahsup etmek suretiyle iade alınamayan "İade Alınabilecek KDV" tutarı en geç takip eden yılın Kasım dönemi beyannamesinde beyan edilmek suretiyle iade işlemleri için gerekli çalışmalara başlanabilir.
Söz konusu beyan ve süresi geçmesi halinde Vergi Dairelerinin iade taleplerini yerine getirmediklerini hatırlatmak isteriz. Bu çerçevede içinde bulunduğumuz Kasım ayı KDV beyannamesinde en geç 24 Aralık 2014 tarihine kadar 2013 yılı iade alınabilecek KDV tutarının beyan edilmesi gereklidir.
Ortaktan alınan borçlar için örtülü sermaye hesaplaması
KVK' nun 12'nci maddesinde yapılan düzenlemeyle 2006 yılından geçerli olmak üzere kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır. Öz sermaye, kurumun Vergi Usul Kanunu uyarınca tespit edilmiş hesap dönemi başındaki öz sermayesini ifade etmektedir.
Örtülü sermaye tutarının hesaplanması
2014 yılı için 31.12.2003 tarihli bilançonun özkaynak tutarının 3 katı hesaplanmak suretiyle yıl içindeki ilişkili şahıs yada kuruman alınan borçların toplamı için örtülü sermaye sınırını aşan tutar olup olmadığı analiz edilmelidir.
VUK' nun 192'nci maddesinde Öz sermaye "bilançodaki aktif toplamı ile borçlar arasındaki fark" olarak tanımlanmıştır. Ayrıca Tek Düzek Hesap Planı açıklamalarında da Özkaynaklar "işletme sahip veya ortaklarının bilanço tarihinde işletmeye yapmış oldukları sermaye yatırımlarının tutarını gösteren ödenmiş sermaye ile, Sermaye Yedekleri, Kâr Yedekleri, Geçmiş Yıllar Kârları ve Geçmiş Yıllar Zararları ve Dönemin Net Kâr veya Zararı" olarak tanımlanmıştır.
Yukarıda belirtilen karşılaştırma sırasında, sadece ilişkili şirketlere finansman temin eden kredi şirketlerinden yapılan borçlanmalar hariç olmak üzere, ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan ve ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan banka veya benzeri kredi kurumlarından yapılan borçlanmalar % 50 oranında dikkate alınır.
Ortakla ilişkili kişinin tespit edilmesi
Bu maddenin uygulanmasında önemli bir nokta olarak, "Ortakla ilişkili kişi" ortağın doğrudan veya dolaylı olarak en az % 10 oranında ortağı olduğu veya en az bu oranda oy veya kâr payı hakkına sahip olduğu bir kurumu ifade etmektedir.
Ayrıca doğrudan veya dolaylı olarak, ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin, oy veya kâr payı hakkına sahip hisselerinin en az % 10'unu elinde bulunduran bir gerçek kişi veya kurumu da ifade etmektedir.
Bu çerçevede borç alınan ortağın ortaklık payının doğru bir şekilde hesaplanması önem arz etmektedir. Eğer %10'un altında bir ortaklık söz konusu olması halinde borçlanmanın örtülü sermaye açısından dikkate alınmaması gereklidir.
Örtülü sermaye sayılmayacak olan borçlanmalar
Kanun maddesinde örtülü sermaye olmayacak borçlanmalar da sıralanmıştır, bunlardan sadece İlaç sektörünü yakından ilgilendirecek iki uygulama aşağıda yer almıştır;
  1. a) Kurumların ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin sağladığı gayrinakdî teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yapılan borçlanmalar.
  2. b) Kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar.
Genelde uygulamada görülen kredibilitesi yüksek olan şirket finans piyasasından uygun şartlarda kredi buluyor ve grup şirketlerine bu krediyi kullandırabiliyor. Bu uygulama grup şirketlerinin oluşturduğu sinerji ve ekonomik avantajlardan maksimum seviyede yararlanmak açısından çok sık karşılaşılmaktadır. Kanun yapıcı bu uygulamaya vergisel bir yükle mani olmayarak çok olumlu bir düzenleme yapmıştır.
Ancak vergi inceleme elemanlarının kredibilitesi yüksek olan şirketin bu yaptığı işle ilgili grup şirketinden transfer fiyatlandırması mevzuatına uygun bir ücret alması gerektiğini ileri sürüdüğünü hatırlatmak isteriz.
Örtülü sermaye üzerinden hesaplanan finansman giderlerinin vergisel sonuçları
Örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır.
Bu çerçevede hesap dönemi takvim yılı olan şirketlerde 31 Aralık, özel hesap dönemine tabi olan şirketlerde de hesap döneminin son günü itibariyle örtülü sermaye üzerinden hesaplanan veya ödenen faiz ve benzeri tutarlar kar dağıtımı sayılacaktır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, eğer yıl içinde ödenen ve hesaplanan faizler üzerinden KVK 30/(1)-ça-iv maddesi kapsamında %10 olarak hesaplanmış stopaj kesintisi varsa bu tutarların dönem sonu itibariyle kar dağıtımı olarak dikkate alındığı için stopaj oranının %15 olarak düzeltilmesi gereklidir.
Ayrıca örtülü sermayeye isabet eden finansman giderlerinin tamamı KKEG olarak dikkate alınacaktır.
kaynak: pwc
https://www.vergiportali.com/Content.aspx?Type=BulletinD&Id=4224

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blog Arşivi